www.iskilipliyiz.com

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Bu yazı 1327 kez okundu.
Yazının Tarihi :   09 Mayıs 2020 - 16:24:23

BİZİM NESİL

Büyüt
Küçült
BİZİM

Hasan Ali KALAYOĞLU

BİZİM NESİL

Önce Corona belası, peşinden de –korumak amacıyla da olsa- sokağa çıkma yasağının gelmesi, 65 yaş üstü olarak en çok bizleri etkiledi. Toplumda, suçlu arar gibi gözlerin bize çevrilmesi, özellikle gençler arasında virüsü bulaştıran sadece bizmişiz gibi bir hava esmesine yol açtı. Bunun doğal sonucu olarak da toplumda gereksizce yer kaplayan bir fazlalık olarak görülmeye başladık; dokunulsa hemen ölüverecekmişiz gibi bir izlenim oluşturularak gençlerin gözlerine acınası bir bakış yerleşti. Dünya Sağlık Örgütünün 69 yaşa kadarını “orta yaş” kabul etmesi bile değiştirmedi bunu…

Her neyse, ben işin orasında değilim. Gençler nasıl görürlerse görsünler, 65 üstü olarak bizler sapasağlam ayaktayız ve öyle kalmaya da devam edeceğiz. Ancak bu durumun ortaya çıkmasında virüs kadar bizim de payımızın olduğu, kendimizi onlara yeterince tanıtamadığımız da bir gerçek. O nedenle de 65 üstü denilen o neslin aldığı eğitimi günümüz gençliğine biraz olsun tanıtmak istiyorum.

SEVGİLİ GENÇLER;

Diyorsunuz ki, o yıllarda okumak kolaymış; ÖSS, LGS falan yokmuş; okullar sınavlarını kendisi yapıyormuş falan... Doğru söylüyorsunuz, günümüzde uygulanan ve öğrenciyi yarış atı olarak gören sistem yoktu ama sizin bilmediğiniz neler vardı, neler…

Bizim nesil öyle bir eğitimden geçti ki, sizin lisede öğrenmekte zorlandığınız bilgileri biz 5. sınıftan beri biliyorduk. Söyler misiniz, hanginiz Türkiye haritasını ezbere çizebilir, hanginiz hiçbir yerden yardım almadan Türkiye’nin en yüksek ilk beş dağını, en uzun ilk beş akarsuyunu, en büyük ilk beş gölünü ezbere sayabilir? Ya da Kanadanın yerini, komşularını, başkentini, nüfusunu, nehirlerini, göllerini, iklimini, aldıklarını, sattıklarını… İddia ediyorum, o acınası bakışlarla baktığınız insanlar “Kim Milyoner Olmak İster?” yarışmasına katılsalar 15.000 TLye jokersiz ulaşırlar.

Ayakkabılarımız delikti, pantolonlarımız, gömleklerimiz belki yıpranmış belki yamalıydı ama tertemizdi. Oysa o yıllarda ne çamaşır makinesi vardı, ne de deterjan. Analarımız çamaşırı kül suyuyla, kille ve sabunla yıkarlardı, hem de tokaçla döve döve.

Pek çoğumuzun ortaokula gelinceye kadar kolunda saati ve bir okul çantası olmadı. Ya lokum sandıklarını çanta yerine kullandık, ya da anamızın diktiği bez torbayı. İki de elma atarlardı içine ama birini mutlaka arkadaşımıza vermemiz koşuluyla…

Kafamız üç numara tıraşlıydı, azıcık uzatmaya kalksak okulda eşek tıraşı denilen makasla kesilip ince bir yol açılırdı. Zaten ortaokula şapkasız gitmek yasaktı. Öyle sizin gibi gömleklerimiz pantolonlardan çıkık dizimize kadar sallanmazdı. Kravatı olmayan okula alınmaz, geri gönderilirdi. Ayrıca, “Hal ve Gidiş” diye bir notumuz vardı ve okuldaki davranışlarımıza göre verilirdi.

Öğretmenlerimiz döverlerdi, hem de iyi döverlerdi. Ancak, eve geldiğimizde bunu söyleme gereği bile duymazdık, çünkü gayet doğal bir şeydi bu. Ayrıca, öğretmenden dayak yediğimiz anlaşılırsa eline sağlık deyip bir iki de babamız yapıştırırdı, haylazlık yapıp da dayağı hak ettiğimiz için. Öyle sözlü ya da fiziki taciz lafları falan da henüz icat edilmemişti.

Her dönemde üç yazılı, bir sözlü, bir de ödev notumuz olurdu. Zayıf derslerimizden ikmale kalıp yaz tatilinde ders çalışmaktan sokakta oynayamaz, Eylülde sınıf geçmek için çabalardık. Çünkü sınıfta kalmak gayet doğaldı; hatta ertesi yıl da kalırsak gözümüzün yaşına bakmadan elimize belgeyi tutuşturup kapı dışarı ediliverirdik.

 Sizin dönem ödevi dediğiniz türden ödev o zamanlarda da verilirdi ancak bir farkla. Öyle internetten indir, yazıcıdan çıkar; ya da anneye, babaya, marangoza, elektrikçiye yaptırıp okula götür 100ü al ne mümkün. Keseri vurup parmaklarınızı mosmor ede ede kendiniz yapıp götürmek, yazı ödeviyse de hepsini elle yazmak zorundaydınız.

Öğretmenler de öğretmendi hani, tatil de olsa, pikniğe de gitse tıraşsız, takım elbise ve kravatsız asla göremezdiniz.  Yanımızdaki yeri bir başkaydı; hem dayağını yer, hem de taparcasına severdik. Yolda gördüğümüzde saygıyla kenara çekilip hazır ola geçerek selamımızı çakardık. Sokakta görsek hemen eve kaçardık. Kahvelere falan girmemiz yasaktı. Okul yönetimi kahve kahve dolaşarak baskın yapıp bizi arar, bulursa da cezayı basardı. Pek çoğumuz bu yüzden okuldan uzaklaştırma cezası almışızdır.

Sınıfımızdaki ve mahallemizdeki kızlar bizim namusumuzdu. Kendimiz yan gözle bakmadığımız gibi bakan olursa da bunun hesabını hemen oracıkta verirdi. Öyle kalem ister gibi arkadaşlık teklifi falan yapılmazdı, öyle yapan da karşıdan hemen ağzının payını alırdı. Kokulu, pembe kâğıtlara yazılırdı sevgi tüten mektuplar ve şiirler; kendimiz veremez, bir arkadaşından gönderirdik. Ve utancımızdan başımızı kaldırıp yüzüne bile bakamazdık sevdiğimiz kızın…

Evet sevgili gençler, biz böyle okuyup bu günlere geldik. Sakın ola ki bu nesli küçümsemeyin. Hatta hatta örnek alıp benzemeye çalışın. Belki de ülkemizin geleceği buna bağlıdır.

Ne dersiniz!

DÜŞÜNEN SÖZLER:

Yaşlanmak, bir dağa tırmanmaya benzer. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır. Ama görüş açınız genişler... Ingmar Bergman 

İnsan gençliğinde öğrenir, ihtiyarlığında anlar. Eschenbach

Gençler ihtiyarların aptal olduğunu sanırlar ama ihtiyarlar gençlerin zaten aptal olduğunu bilirler. GEORGE CHAPMAN

 

 

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



Son Yorumlar
Ali Ekinci
DSİ yani devlet derelerin üzerinin kapatılmasına izin vermiyor
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"www.iskilipliyiz.com | http://www.iskilipliyiz.com/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2019 - 2020