ustbanner rsg

www.iskilipliyiz.com

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Bu yazı 925 kez okundu.
Yazının Tarihi :   28 Ağustos 2018 - 15:18:16

NE YETİŞTİRİYORUZ?

Büyüt
Küçült
NE

Hasan Ali KALAYOĞLU

 

                NE YETİŞTİRİYORUZ?


                Dünyada uygulanan eğitim sistemlerinin iki temel amacı vardır. Bunlar da;

                1. Bireyi hayata hazırlamak.

                2. Bireyi sınava hazırlamak olarak şekillenmiştir.

                Ülkelerde uygulanan eğitim sistemleri bu iki amaçtan yalnızca birini gerçekleştirmeye yönelik olarak planlanır. Yani o ülkenin siyasi yöneticileri (ne yazık ki eğitimcileri değil) yönettikleri insanlarda görmeyi istedikleri özellikleri vermeyi amaçlayan sistemi alıp planlamasını yapar ve uygular.

                Bizdeki sistemin öğrenciyi sınava hazırlamaya yönelik olduğu apaçık ortadadır. Bu konuda devleti suçlamak yanlış olur çünkü aileler olarak biz de aynı şeylerin peşindeyiz. Bizim hem devlet hem de aileler olarak çocuktan beklediğimiz tek bir şey var o da sınavda en yüksek notu ya da puanı alması;  gerisi bizi hiç mi hiç ilgilendirmez. O nedenledir ki, çok yüksek puanlarla ve derecelerle okul bitiren gençlerimiz karşınıza geçtiğinde iki çift lafı bir araya getiremez, kem küm edip durur. Derslerde verilenler hakkında çok derin bilgiye sahiptir ama hayat becerisi sıfırdır. Öyle ki, 7. sınıfta okuyan kız çocuğunun “ben ekmeğin ağaçta yetiştiğini sanıyordum” dediğine bizzat şahit olmuşumdur.

                Başka bir yaşanmışlık örneği vereyim.

                Dershanede İlköğretim Rehberliği yaptığım dönemde öğrenci velimiz olmayan bir anne gelerek oğlunun kendisini bilgisayar zannettiğini söyleyip benden bu konuda yardım istedi. Çocukla görüşmek istediğimde de “dışarda bekliyor” diyerek çocuğu çağırdı. İri yarı, çiçek bozuğu yüzlü bir çocuktu, ürkek ürkek gelerek karşıma dikildi. Oturmasını söylediğimde de bana en uzak yere oturdu.

                Kendisine annenin sözlerini aktardığımda bana aynen şunları söyledi:

                - “Evet, ben bir bilgisayarım. Öğrendiğim bilgileri ya da gördüklerimi gözlerimle fotoğrafını çekip beynimdeki çiplere yerleştirir, gerekli olunca da oradan çıkarır kullanırım. Bu nedenle de asla unutmam ve yanlış yapmam.”

                Kendisine bunun yanlış olduğunu, insan olarak öğrendiklerimizin büyük bir bölümünü unuttuğumuzu hatta yenilerine yer açmak için unutmak zorunda olduğumuzu anlatsam da bu şekilde ikna etmemin mümkün olmadığını anladım. O zaman da aklıma başka bir yol geldi. Tam karşısındaki duvarda “Türkiye Bölgeler Haritası” asılı duruyordu. Ona:

                -“ Şu haritaya iyi bak. Gözlerinle de fotoğrafını çekip beynindeki çiplere yerleştir. Çünkü az sonra haritayı ters çevirip sana oradan 4 tane soru soracağım. Yanıtlarını “evet” ya da “hayır” şeklinde şu kâğıda yazdıktan sonra haritayı eski durumuna getirip yanıtlarının doğruluğunu birlikte kontrol edeceğiz.” dedim.

                Büyük bir hevesle “tamam” diyerek haritayı iyice incelemeye başladı ve kısa bir süre sonra da “tamam, çevirebilirsiniz” dedi. Ben haritayı ters çevirip yerine astıktan sonra sırasıyla şu soruları sordum:

                1. Marmara Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesi sınır komşusu mudur?

                2. Doğu Anadolu Bölgesi ile Akdeniz Bölgesi sınır komşusu mudur?

                3. Karadeniz Bölgesi ile Ege Bölgesi sınır komşusu mudur?

                4. Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile İç Anadolu Bölgesi sınır komşusu mudur?

                Ben daha ilk soruyu sorduğumda yüzünden okunan kendine güven duygusu kaybolmuş, biraz ürkekleşmişti. Soruların devamı geldikçe de bu ürkeklik yerini belli etmek istemediği paniğe bıraktı. Ben soruyu sordukça o da verdiğim kâğıda “evet” ya da “hayır” şeklinde yanıtlarını yazdı ve sonunda haritayı yeniden eski durumuna getirdim. O anda yeniden eski kendinden emin görünümünü yeniden kazanmıştı. Büyük bir hevesle haritaya bakar bakmaz birdenbire yüzünün şekli değişti ve feryat figan ağlamaya başladı. Aynı zamanda da “Ben bu hatayı nasıl yaparım?” diye söyleniyordu. Önündeki kâğıda göz attığımda iki doğru iki de yanlışı olduğunu gördüm ve bir süre sakinleşmesini bekledikten sonra şunları söyledim:

                -“ Gördüğün gibi biz bilgisayar değiliz, hiçbir zaman da olamayız. Çünkü canlı varlıklarız ve algılama şeklimiz çok farklı. Hatalar yaparız ve bundan ders çıkarıp aynısını bir daha yapmamaya çalışırız. Öğrenme dediğimiz de bu olsa gerek. Bilgisayarda ise öğrenme değil, depolama söz konusudur. Kendisine verilen her bilgi bizim onu daha önce programladığımız biçimde algılanır ve depolanır. O, bizim istemediğimiz hiçbir şeyi kendi başına öğrenemez. Tecrübe-deneyim dediğimiz gelişme bilgisayarda yoktur; yalnızca sen verirsen alır. Bu nedenle de hem insan olduğun için hem de zamanla kendi kendini geliştirebileceğin için gurur duyabilirsin.”

                Şaşkınlıkla yüzüme bakıyordu ama insan olduğuna da ikna olmuşa benziyordu. Hiçbir şey söylemeden odadan çıktı. Annesi de peşinden gitmek için telaşla ayağa kalktığı sırada yeniden kapıdan başını uzatarak “teşekkür ederim öğretmenim.” dedi. O günden sonra da zaman zaman yanıma uğrayıp sohbet etti. Bu çocuk belki uç bir örnekti ama bunları ortaya çıkaran bizim ezberci sistemimizdi.

                Peki, dünyadaki bütün ülkeler de bizim gibi her şeyi öğretmeyi düşünerek çocuğu sınava hazırlamayı mı amaç ediniyor? Tabii ki hayır. Onların amacı yaşam boyu kendisine gerekli bilgi ve donanımı edinen ve bunları kullanabilen bireyler yetiştirmek. Yani, tarih öğretmeni olacak bireye kimyadan periyodik cetveli ezberletmiyorlar ya da mühendislik okuyacak kişinin 1402 Ankara Savaşının Timurla Yıldırım Bayezid arasında olduğunu bilmesi gerekmiyor.

                Asıl ilginç olan gerçek ise bireyi hayata hazırlamayı amaçlayan ülkelerin çocuklarının birlikte girdikleri sınavlarda bizimkileri darmadağın etmeleri. Tıpkı aşağıdaki tabloda görüldüğü gibi.



                Bir örnekle durumu daha iyi açıklamaya çalışayım. Bizdeki matematik müfredatına göre küme kavramı ilkokul 1. sınıfta henüz 1 rakamı öğretilir öğretilmez “bir elemanlı küme” olarak verilir. Sıfır (0) rakamı ile birlikte de boş küme kavramı öğretilir. 4. sınıfa gelmiş öğrenci ise kesişim ve bileşim kümelerini bilmek zorundadır. Oysa Kanadada küme kavramı taa lise 1. sınıfta ilk kez verilmeye başlanır ve basit anlamda öğretilir. Ayrıntısı ise yalnızca sayısal eğitim alan öğrencilere verilir. Ama her nedense 2003 PISA matematik başarı sıralamasında biz 35. olurken, Kanada 3. sıradadır.

                Buradan da anlaşılacağı gibi her şeyi öğretmeye kalkmakla eğitim düzeyimizi yükseltemiyoruz. Tam tersi yarım yamalak bilgilerle sürünüp duruyoruz. TV sunucusunun “Ramazan günü orucun en önce sona erdiği il neresidir?” sorusuna;

                “Ankara. Çünkü cumhurbaşkanı orada oturuyor.”,

                “İstanbul. Çünkü en büyük ilimiz orası.”

                “Konya. Çünkü orada evliyalar var.”

                “Diyarbakır. Çünkü orası dağlık bir yer.”

gibi yanıtlar verebilen bir ülke insanının eğitim düzeyinin nerelerde olduğunu anlamak pek de zor olmasa gerek.

                O zaman ne yapmalı? Aslında yanıtı çok basit bir soru bu. Ezberci ve sınavcı sistemi terk edip çocuğu hayata hazırlayan sistemi uygulamaya koymalı.

                Peki ama bunu istiyor muyuz, yani bizi yönetenler çocuklarımızın ezberleme yerine düşünen, aklını kullanan, kendi kararlarını kendi veren, sürü psikolojisinden kurtulup özgür bireyler olmasını istiyorlar mı?

                SAHİ, GERÇEKTEN İSTİYORLAR MI?


                Not: Bundan sonraki yazıda çocuğu hayata hazırlamada en başarılı ülkelerden biri olan Finlandiyanın eğitim sistemini tanımaya çalışacağız.

 

DÜŞÜNEN VE DÜŞÜNDÜREN SÖZLER:

-Her şey akla muhtaçtır, akıl da eğitime. Hz. Ali

-Eğitim, yoksullar için bir sermaye, zenginler için bir faizdir.

-Eğitim görmüş halkı bir yöne sevk etmek kolay, sürüklemek güçtür, idare etmek kolay, köleleştirmek imkânsızdır.  Lord Brougham

-Buyrukçuların çıkarları için eğitilen bir insan, köle olmayı isteyecek kadar aptaldır. Friedrich Nietzsche

-Eğitim, gerçeklerin öğretilmesi değildir; düşünmek için aklın eğitilmesidir. Albert Einstein

 

 

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



Son Yorumlar
Mustafa Gençtürk
Burası için 2 kez başkanı ziyaret ettim. Sayısız yere başvurdum. Ama nafile. Akpartiliyim.
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"www.iskilipliyiz.com | http://www.iskilipliyiz.com/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2017 - 2018