www.iskilipliyiz.com

Video Galeri
Foto Galeri
Web Mobil
Bu yazı 1170 kez okundu.
Yazının Tarihi :   03 Kasım 2019 - 02:08:11

ÜÇÜNCÜ DURAK

Büyüt
Küçült
ÜÇÜNCÜ

Hasan Ali KALAYOĞLU

Ana rahmine düşen ikizler önceleri her şeyden habersiz, şekilsiz, duygusuz bir haldeymişler. Haftalar birbirini izledikçe gelişmişler; elleri, ayakları ve iç organları oluşmaya başlamış. Bir süre sonra da canlanıp önce kendilerinden, sonra da birbirlerinin varlıklarından haberdar olmuşlar. Bu arada da etraflarında olup biteni fark edip anlamaya çalışıyorlarmış. Bulundukları yerin rahat ve güvenli olduğunu anladıkça mutlulukları artmış. Birbirlerine hep aynı şeyi söylüyorlarmış:

-’Burada yaşamamız ne harika değil mi? Hayat ne güzel şey be kardeşim!’

Zamanla gelişip büyüdükçe, içinde yaşadıkları dünyayı keşfe koyulmuşlar. Öyle ya, yaşamlarının, yani onlara canlılık veren şeyin ana kaynağı neymiş acaba? İşte tam bu anda kendilerini içinde bulundukları varlığa bağlayan kordonu fark etmişler. Tüm ihtiyaçları bu kordon aracılığıyla karşılanıyormuş. Kordonun diğer ucunun bağlı olduğu varlığa “ANNE” adını vermişler. Hiç zahmet çekmeden, güven içinde beslenip büyümelerini bu kordona borçlu olduklarını anlayınca da:                                                      

-’Anne denilen şey ne kadar fedakâr bir varlık! Bize bu kordonla ihtiyacımız olan her şeyi gönderiyor.’ diye ona karşı minnettarlık duymuşlar.

Aylar birbirini kovaladıkça ikizler hızla büyüyor, hiç farkında olmadıkları bir ’yolun sonu’na yaklaşıyorlarmış. Kendilerindeki bu değişimleri hayretle gözlemlerken, artık bulundukları o küçücük dünyanın onlara dar gelmeye başladığını anlamışlar. Durumdan telâşlanan ikizlerden birisi diğerine sormuş:

-’Neler oluyor? Bütün bunların anlamı nedir?’

Öteki, daha sakin ve aklı başında bir yapıya sahipmiş. Üstelik bulundukları bu dünya çoğu zaman ona yetmiyor; duyguları daha geniş bir âlemde dolaşmayı arzuluyormuş. 

Cevap vermiş:

-’Bütün bunlar, bu dünyada daha fazla kalamayacağımızı gösteriyor.’ Ve eklemiş: ’Bence, buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz.’

-’Ama ben gitmek istemiyorum.’ diye haykırmış kardeşi. ’Hayatımdan memnunum ve hep burada kalmak istiyorum.’

-’Elimizden gelen bir şey yok. Hem, belki buradan gitmek yaşamın sonu değildir, gittiğimiz yerde de yaşamaya devam ederiz.’ diye onu teselli etmeye çalışmış ama kardeşi bir türlü ikna olmuyormuş.

-’Bize hayat veren kordon olmazsa bu nasıl mümkün olabilir ki? Söyler misin bana, kordonsuz nasıl yaşarız? Hem, belki bizden önce burada yaşayan başkaları da olmuştur. Gittikten sonra hiçbirisi geri gelmemiş ki, bize buradan sonra hayat olduğunu söylesin. Hayır, bu her şeyin sonu olacak.’

Bütün bunları söyledikten sonra da eklemiş:

-’Hem, belki anne diye bir şey de yok!’

-’Olmak zorunda.’ diye itiraz etmiş kardeşi. ’Başka türlü biz nasıl oluşup bu duruma gelmiş olabiliriz ki?’

-’Sen hiç anneni gördün mü?’ diye üstelemiş öteki. ’O belki de sadece zihnimizde var. Bir annemiz olduğu düşüncesi bizi rahatlattığı için, belki de biz uydurduk.’

Böylece, anne rahmindeki son günleri sorular ve tartışmalarla geçmiş. En sonunda da doğum anı gelmiş, çatmış. İkizler, minicik bir hücreden eli ayağı, gözü, kulağı olan bir canlıya dönüştükleri o güzelim dünyalarını zorunlu olarak terk ederek geldikleri yeni dünyalarında gözlerini ilk kez açtıklarında hayretten dilleri tutulmuş. Öyle ki, ağlamayı bile popolarına yedikleri bir şaplaktan sonra akıl edebilmişler. Çünkü gördükleri hayallerinin bile ötesindeymiş.

Ancak çok geçmeden, ikisinin anne karnında yaptıkları tartışmanın biraz farklı olarak buradakiler arasında da sürüp gittiğini hayretle görmüşler. Çünkü herkes, şu andaki yaşam ve mekânlarının da bir süreliğine onları misafir edip oyalayacak geçici bir durak yani sonsuz yaşama geçmeden önce hazırlıklarının yapıldığı yer olduğunu söylüyorlarmış. Buranın, geldikleri yerden tek farkının ise anneye bağlandıkları kordonlarının artık olmaması, daha doğrusu “anne” kavramının nitelik değiştirerek ilâhî bir özellik kazanmasıymış.

Birinci durakla ilgili anıları henüz çok taze olduğu için bu söylemlere inanmaları daha kolay olmuş. Birbirlerine bakarak şunları söylemişler: “Demek ki ilk durak bizi ikinciye hazırlamak için vardı. Orada var olduk ve bu sayede şimdi hayal bile edemediğimiz bir dünyadayız; üstelik bizi anneye bağlayan kordona da ihtiyacımız kalmadı, böyle de yaşayabiliyoruz. Tüm bunlar gerçek olduğuna göre, bundan sonrası için söylenilenler neden doğru olmasın! Öyleyse şimdi de ona hazırlık zamanı.

Üçüncü durak ve ebedi yaşam. Nasıl bir şeydir acaba?

 

NOT: Ana fikir olarak Anthony de Mellonun“Yeni Bir Dünya” adlı öyküsünden yararlanılmıştır.

Sayfayı Yazdır
Print Friendly / PDF
Sosyal Paylaşım
Google
İsim Soyisim :
E-Mail :
UYARI : Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Uyarı
Güvenlik kodu :
Bu habere ilk yorumu siz yapın.
YAZARA AİT DİĞER YAZILAR



Son Yorumlar
Mikail uysal
Ali Osman bey
Foother
SOSYAL MEDYA
Facebook Twitter RSS Sitemap
"www.iskilipliyiz.com | http://www.iskilipliyiz.com/"   Tum Hakları Saklıdır. © 2018 - 2019