Bu Forum Sayfasını Facebookta Paylaş
Kuran-ı Kerim'in toplatılmasından sonra İslam dininin bilime verdiği özel önemin etkisiyle çok sayıda kâtip yetişmiş, yazı da doğal olarak büyük gelişme göstererek önemli bir sanat kolu olmuştur. Hat sanatı yüzyıllar boyunca çeşitli aşamalardan geçmiş, hattatların etkisinde gelişerek bu günkü halini almış, günümüze kadar da birçok eşsiz eser ulaşmıştır. Yeni Türk alfabesi (Latin alfabesi) ile hat denemeleri, 20. yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla kabul edilen Latin harflerinin İslam kültüründen gelen hüsn-i hat geleneğinin bir bileşkesidir. Bu sanat temel olarak yeni Türk alfabesinin, gelenekten gelen çizgi ve istif anlayışından ilham alarak yazılmasıdır. Meseleye önyargısız ve objektif olarak bakanlar bilirler ki sanat ve ruh, kullanılan materyaller değişmiş olsa bile kendini ve gayesini bozmadan sürecektir. Bu açıdan yeni Türk alfabesi ile yapılan hat çalışmaları geleneksel sanatlara bir alternatif değil, bilakis o ruhun zamana ve mekâna göre hal alışıdır.
Yeni Türk alfabesi ile yapılan çalışmaları Batı kaligrafisinden (yazı sanatından) ayıran en önemli fark ise istif anlayışıdır. İstif harflerin belli bir çizgisel denge içerisinde kompozisyon kurularak yazılmasıdır. Her ne kadar harflerin temel anatomi ve yapılarında Batı kaligrafisinin temel düsturları esas alınmış olsa da neticede yapılan çalışma bizi biz yapan geleneğin ruhunu ve ilhamını taşımaktadır. Bu açıdan “Batı ile farkı nedir?” sualine, en güzel cevap “Bize ait olan ruhtur” şeklinde verilebilir.
Günümüzde, modernleşme, hayatı daha robotlaşarak yaşama (herkesin aynı elbiseyi giyme isteği, aynı film ve aynı sporları yapmaları) olarak algılandığından dolayı hususi ve özel zevklerin ustaları gün geçtikçe azalmaktadır. Genelde de sanat adına yapılan birçok şeyin aslında maddi kaygı yüzünden yapılması ve sadece bu tarz işlerin vitrinlerde yer etmesinden dolayı bizi dünyaya anlatabilecek işler gün yüzüne çıkamamaktadır. Oysa ki tüm Batı sanatçıları ilhamını tamamen doğuya dayamışlardır. Zira Doğu ulvi ve mistik duyguların membasıdır. Bize ait olan birçok değeri yüzyıllardır maalesef başka milletler sahiplenip tanıtmaktalar. Eğer yeni Türk alfabesi ile yapılan hat yazılarına Batının bakışını tarif etmek gerekirse; çok yoğun bir alaka gösterip bunu kendileri sahiplenmek istedikleri söylenebilir. Bu istek maalesef ki sevindiricilikten öte üzücüdür aslında. Zira bu alanda yapılan çalışmalar ülkemizde ciddi bir kurumlaşma gösteremediğinden dolayı yeni yetişen yazı sanatçıları da son derece yetersiz sanat kalitesi taşıyan çalışmaları çeşitli fuar ve şenliklerde sunmaktalar.