Bu Köşe Yazısını Facebookta Paylaş SALDIM ÇAYIRA
Siyasetin alev alev yandığı ve hararetin su kaynatma derecesine geldiği şu günlerde insanın kendini bunların dışında tutması da bayağı zor oluyor. Ne yaparsanız yapın, kıyısından köşesinden bulaşmadan edemiyorsunuz.
Herkesin sadece kendini bağlayan bir görüşü, düşüncesi doğruları ve yanlışları vardır. Bunlar, kişiye özgüdür ve hiç kimse karışamaz. İşte siyasi görüş de buradan doğar zaten. Bakarız; benim doğrularıma doğru, yanlışlarıma da yanlış diyen, kısaca benim kafa yapıma en uygun siyasi düşünce hangisi? Arar, bulur, seçeriz ve artık o siyasi düşünceyi savunur hale geliriz.
Buraya kadar her şey normal. Normal olmayan ise bundan sonrası. O siyasi düşünceye ve onun önderi olan kişiye öyle bağlanırız ki, bizim bile içten içe yanlış bulduğumuz uygulamaları görüp bin dereden su getirerek onların da doğruluğunu –kendimiz inanmasak bile- savunmak zorunda kalırız. Tıpkı futbol takımı tutar gibi. O nedenle ben şu anda yapılmakta olan ve bundan sonra daha da hızlanarak devam ederek ortalığı gürültü kirliliğine boğacak olan seçim propagandalarını hep gereksiz bulmuşumdur. Çünkü ne yaparsanız yapın, ya da inandığı siyasi lider hangi yanlışları yaparsa yapsın, bizim milletin kafa yapısını değiştiremezsiniz. O kararını çoktan vermiştir ve seçime kadar da değiştirmeye hiç mi hiç niyeti yoktur.
Örnek mi istersiniz, hemen vereyim.
Almanya gezisinde “NATO’nun Libya’da ne işi var?” diye bas bas bağıran siyasi liderimiz, bu konuşmasından üç gün sonra NATO’nun Libya operasyonuna destek vermek amacıyla 5 gemi gönderebiliyorsa, bunlardan birinden birinin yanlış olduğunu hepimiz anlayabiliriz. Ama o siyasi düşüncenin kuyruğuna takılmışsak, bunların ikisini de savunmak zorunda kalırız. Eğer o partiye karşıysanız, bu kez her iki davranışın da yanlış olduğunu kanıtlamak zorundasınız demektir.
İkinci örnek: Ergenekon davası nedeniyle tutuklu gazetecilerden –bazı kanallar çoktan hüküm verse de henüz suçlu olup olmadıkları belli değil- bazılarının bir siyasi partiden aday gösterilerek milletvekili yapılıp cezaevinden çıkmasını sağlamak için çalışmalar yapılıyor. Üstelik de bu gazetecilerin siyasi görüşü, aday olacakları partinin görüşüne uymasa, hatta ters tarafta olsa bile. Ama dedim ya, o partiyi destekliyorsanız, bunun da doğru olduğunu bin dereden su getirerek savunmak zorundasınız.
Sabahleyin gazeteyi okurken, bir gazetecinin yazdığı bir kitabı yayınlama hazırlığında olduğu için tutuklandığını ve kitabın CD lerine el konulduğunu okudum. Suçu ise bastıracağı kitapta suç unsuru olma olasılığı imiş. Yani suç işlemeye teşebbüs etmeyi düşündüğü için girmiş içeri.
Haberi okuyunca aklıma şu fıkra geldi:
Sigara içerken görülmediği halde, dükkânında otururken ağzında yanmamış sigarayla görülen esnaf, bu nedenle kendisini suçlu bularak ceza veren hâkime sormuş:
—Hâkim Bey. Dükkânımda sigara içtiğimi gören yokken, benim suçlu olduğuma nasıl karar verdiniz?
Hâkim, suçluyu inceden inceye süzerek cevap vermiş:
— Dükkânda, yanmamış da olsa ağzında sigara taşıyorsun. Bu da senin orada sigara içtiğine kanıt oluşturur. Bu nedenle suçlu bulundun.
Adam, bir süre düşündükten sonra hâkime dönerek şunları söylemiş:
— O zaman siz de tecavüzden suçlusunuz Hâkim Bey. Çünkü siz de suç aletini yanınızda taşıyorsunuz.
Siz, siz olun, bundan sonra sakın suç unsuru olabilecek şeyler düşünmeyin. Daha doğrusu hiçbir şey düşünmeyin. Salın kendinizi önderinizin peşine. O, nasıl olsa sizin yerinize de düşünmüştür. Siz, onun yaptıklarına –inanmasanız bile- kılıf uydurun yeter. Yoksa maazallah kendinizi de içerde bulursunuz.
Dedim ya, bu bakış açısıyla yönetiliyorsak işimiz zor. Hele hele kendisi bile inanmadığı halde bunları savunmak zorunda hisseden ve savunacağım diye bir yerlerini yırtanlar için daha da zor.
Ne diyelim, saldım çayıra, Mevla’m kayıra. Hadi, kolay gelsin.
Başkalarının bilgisi ile bilgin olsak bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz. Montaigne
Aydınlanma, kişinin kendi aklını kullanmaya cesaret etmesidir. KANT
Bir insan kalmışsa akıldan yana sıska; ne söz kar eder ona, ne ilaç, ne de muska. ZİYA PAŞA
İnsanlara en adil şekilde dağıtılan nimet akıldır. Çünkü kimse aklından şikâyetçi değildir. MONTAIGNE
Bu Köşe Yazısını Facebookta Paylaş |