Bu Köşe Yazısını Facebookta Paylaş İLK TAŞI KİM ATACAK?
Hepimiz bir gün çizmeyi aşabiliriz. Ve hepimiz bir gün günah keçisi ilan edilebiliriz.
İnsanoğlunda nefis denilen o mendebur şeytan varken, yanlış yapmayanını bulmak imkânsızdır. Üstelik de bu yanlışlar bilerek ve isteyerek yapılır; yani bilinçli olarak. Zaten İslam felsefesinde günah ve bunun cezası olan cehennem kavramları bu nedenle önümüze konmamış mıdır? Amaç, kişinin yanlış yapmasının önüne geçmek, en azından yanılgıyı azaltmak değil mi?
Sözü nereye getireceğimi merak ediyorsanız hemen söyleyeyim. Son günlerde pek moda olan kaset olaylarına. Birileri, başka birilerinin özellerini gizlice gözetleyip kayıt altına alarak saklamış, sonra da o kişinin ya da bağlı olduğu birimin en çok zarar göreceği anda piyasaya sürerek deyim yerindeyse linç etmeye, kısaca bitirmeye çalışıyor.
Hepimiz haddimizi aşma olasılığıyla birlikte yaşıyoruz. Hepimiz haddini aşanlara yöneltilen teknolojik recm yöntemlerinin tehdidi altında bulunuyoruz. Hain ve bir şekilde ekarte edilmesi gereken birisi haline gelmek, dünyanın en kolay işi çünkü bu topraklarda.
Tehditkâr bir parmağın işaret ettiğini linç etmek, bu memleketin politik kültürünün vazgeçilmez bir parçası oldu adeta. Ve sayın izleyici olan bizler, birileri tarafından servise konulan bu görüntüleri izleyip onların bugüne kadar tırnaklarıyla kazıyarak kurdukları dünyalarının yıkılıvermesine tanıklık ediyoruz. Hem de bundan vahşi bir zevk alarak.
Şimdi asıl can alıcı noktaya gelelim: Söyler misiniz, hangimizin bugüne kadarki yaşamında bu türlü ya da aynı etkiyi yapacak farklı bir felaket görüntüsü yok? İlla ki pornografik bir görüntüyü kastetmiyorum: Bile bile birinin hakkını yemek, malını çalmak, yalan söylemek, iftira etmek, ne bileyim en azından birilerine zarar vermek gibi. Söyler misiniz, kasetlerde değilse de kendi beynimiz içinde kayıtlı, başkalarının öğrenmesini istemediğimiz ve öğrenildiğinde kimsenin yüzüne bakamayacağımız böyle bir görüntüsü olmayanımız var mı? Daha doğrusu -peygamberler dışında- yaratılmışlar arasında böyle birisi var mı?
Adına hayat dediğimiz yaşanmışlıklarla dolu anı torbamıza göz attığımızda, hiç olmamasını dilediğimiz bazı anılarımızı söküp atmak, yok etmek, beynimizden silerek unutmak isteriz. Çoğu zaman kendimize bile yakıştıramayız yaptıklarımızı. “Keşke hiç olmasaydı, yaşanmasaydı” sözcükleri dökülür dudaklarımızın arasından. Ama faydasızdır ve yaşanmıştır. Üstelik de hiç unutulmayarak beynimizde burgu burgu dönmeye devam edecektir. Çünkü hayat John Christian’ın dediği gibi hayat dediğin silgi kullanmadan resim çizme sanatıdır.
O nedenle, günü geldiğinde hepimiz haddimizi aşabilir ve sonradan aklımıza her geldiğinde içimizin cız ettiği yanlışlar yapabiliriz. Çünkü bu yanlışı yaptıracak nefis denilen güç, her an bizimle ve fırsat gözlüyor. Bu yüzden de bize linç edilmek üzere sunulan kurbanlara ilk taşı atmadan önce, sıranın kimde olduğunu ve bir gün bize de gelebiceğini unutmamamız gerekiyor.
Hazreti İsa meselindeki gibi: Günahkâr olmayan ilk taşı atsın.
Bu Köşe Yazısını Facebookta Paylaş |