Bu Köşe Yazısını Facebookta Paylaş
İSKİLİP İÇİN TARİHE DÜŞÜLEN NOT
İskilip tarihi olan bir şehir. Öyle ki 1872 de belediye olmuş bir şehrimizdir. Bugün il olan ve gelişimi ile ülke ekonomisine olan istihdam katkısıyla dikkat çeken illerle aynı tarihlerde kurulmuştur.
Bu illerin yerleşim yerleri ile İskilip in yerleşim yeri farklılıklar arz etse de daha yakın bir tarihe kadar bölgesinde ki cazibesini korumuş bir ilçedir.
Halkının el sanatlarındaki beceri ve maharetleri üretime yönelmesini sağlamış bunun neticesinde ağaç işlemeciliği, dokumacılık ve deri işlemeciliği(ayakkabıcılık vb) gibi alanlarda her zaman önde giden ilçelerden biridir.
Sanatsal becerisi ve yeteneği olan insanlar çok sakin olduğu gibi duygusal insanlardır da. Bu özellikleri barındıran insanların alanlarında eğitimleri desteklenir vede imkan sunulursa o yörede isminden bahsedilen insanlar çıkar ki bu bu ilçenin geçmişte çıkardığı insanlardan da anlaşılmaktadır.
Şehirlerde insanlar gibidir.
Şehirlerinde duyguları, söylemleri vardır.
Şehirlerinde şefkatinin yanında nefreti de vardır.
Şehirlerinde duyguları, söylemleri, şefkat ve nefretleri sınırları içerisinde barındırdığı insanlara endekslidir.
Geçmişiyle bağı koparılan insanlar nasıl ki sığınacak liman ararsa şehirlerde aynıdır.
Eğitim verilmeyen insan nasıl kaba ve saba bir görüntü verirse, şehirlerin eğitimi de; yapılan yatırımların mimari göstergelerinde, yerleşim projelerinin yerli yerinde yapılmasında saklıdır.
Bu sene Safranbolu’yu görme imkânım oldu. Ne güzel bir görüntü. Sokaklar bomboş ama şehir canlı. Daha girişte gülümsüyor gelenlere şehir. Otobüslerin biri giriyor biri çıkıyor dolu bir şekilde. Evlerin dış mimari görüntüsünden taviz verilmeden restorasyonları yapılmış sokaklar küçük taşlarla döşenmiş. Dükkanlar yöreye ait malzemeler satmakta lakin fazlada bir çeşitlilik arz etmemektedir.
Safranbolu’yu gezerken aklıma İskilipteki üretim çeşitliliği, sallarbaşı, çarşı camii, hamamın yanı ve kalenin altındaki o kral mezarları ve kaleye çıkan yol birde kale çevresi ile birlikte kale içerisi gözümün önünden geçirdim. Ah çekmemek elde mi, bu bölge koruma altına alınsa vede restorasyonu yapılsa Safranbolu'ya, Beypazarı'na rakip olmamak için eksiği yok fazlası var İskilip'in. Bunlar geçti geçmesine ama bir of çekerek nerde öyle deli dolu, bir o kadarda ufku açık, vizyonu olan, başkanı olduğu şehri evi, içerisinde yaşayan insanları da misafir gibi görüp onu misafirlerini incitmeden ve de rahatlıklarını düşünerek dizayn etmeye çalışan bir başkan ve ekibi ve nerde öyle anlayışlı aile bireyi, misafir ve komşu dedim.
Her başarı ve değişim ekip işidir. Sınırları zorlayan, söylemleri değiştiren, toplumlara yeni ufuklar açan, kimin ne dediği değil,kendisi nin ne yaptığını bilen, hayal gücü kuvvetli olan, okuyan dinleyen ve gözlemleyen insanların bir araya gelerek oluşturdukları fikir ve eylem birlikteliğinin işidir “BAŞARI VE DEĞİŞİM”.
Gelişmişlik açısından hala gerilerde kalan bir şehir olan İskilip'in handikapları;
*Ekonomik gelişimini sağlayan insanların diğer illere (Ankara-Bolu) taşınıp yaşamını ve yatırımını oralarda yapması,
*Esnaf kesiminin dışa kapalı olması ve buna bağlı olarak az olsun benim olsun düşüncesi ile birlikte kendini geliştirememesi rekabet edememe korkusuna kapılıp dışarıdan gelen esnafa yaşam hakkı tanımaması.
*İskilip i yönetenlerin yönetim anlayışlarını iç piyasaya göre şekillendirmeleri.
*Başka şehirlerden gelen yönetici ve idarecilerin (İskilipli olmayan) çalışmasına ve de başarılı olmasına imkan sağlanmaması.
*Ankara'da “İskilipli yatırım için devlet kapısı çalmaz, tayin işleri için kapı çalar” düşüncesinin hakim olması.
Bunları daha da çoğaltabiliriz.
Her insanın hayatında bazı imkânlar (buna halk dilinde şans denir) çıkar ki şehirlerde aynıdır.
Özal döneminde çıkan şans; Yatırım için değil, telefon için kullanılmış.
Kendisine bağlı olan şu anki ilçelerin kendilerinden ayrılmalarını(köylülerden kurtulduk diye sevinmeleri) sağlamaları olmuş.
Ne ilginç.
İskilipli olmayan ve de 2003 den beri İskilip'de yaşayan biri olarak bunları duyduğumda aklım dan geçenleri açık yüreklilikle buradan da ifade edeceğim her ne kadar birileri kızsa veya hakaret kabul etse de. O yüzden peşinen özür dilerim birilerini incitirsem. Amacım birilerini incitmek değil, bir ülkenin gelişmesindeki en önemli gösterge hiç kuşkusuz şehirlerin gelişmesine bağlıdır. Şehirler ne kadar gelişirse ülkede o kadar gelişir.
“İskilip; Kısır döngüler içerisinde gel git ler yaşayan, yaşadığı günü ve geleceği okuyup yorumlayıp hayal dahi kuramayan, siyasi değil politik düşünen, ufku dar vizyonu olmayan insanlar tarafından yönetilmeye mecbur bırakılmış veya bunların tam tersi olan yöneticilerin yukarıda saydıklarıma benzer kişiler tarafından engellenmiş olan acınacak bir şehir.”
Bu satırlardan sonra İskilip'in iç siyasetine ve de şehrin görüntüsü hakkında da bir şeyler yazmazsam söylemlerimin yarım kalacağı kanaatindeyim.
Öncelikle sitemiz yazarlarından Fehmi YAĞLI'nın yazılarında belirttiği fikirler ve yapılan yorumlardan başlamalıyım.
Fehmi beyi şahsen tanımam ama tarafsız ve de İskilipli olmayan fikirlerine güvendiğim kişilere sorduğum da dikkat çekici bir eleştiriye rastlamadım. Lakin yazılarında objektiflikten uzak olduğunu ve olayları yorumlamada hissi davrandığını söyleyebilirim ki bunu bir vesile ile yazısına yaptığım yorumda da belirttim. Aslında kendine güveni olan, belirli özellikleri taşıyan, bir şeylere talip olan şahısların sergilediği kişilik belirtilerini yansıtmaktadır. Birde kendisine vefasızlık yapıldığı düşüncesine kapılması işin tuzu biberi.
Siyaset sahnesinde bulunan şahısların yapmış oldukları açıklamalar ve söylemler o günkü konjonktüre göre değerlendirmek gerekir. Şaşıyorum yazılmış olan bir mektubun yazılıp yazılmadığının peşine düşülmesine ve de götürülen hediye amaçlı lokumların vb. şeylerin sorgulanmasına. Özal dönemi ve AKP iktidarının ilk döneminde dahil Ankara'ya giden bir sorumlu yönetici(muhtar, il-ilçe başkanı, belediye başkanı, iş adamı vs.) hediyesiz boş bir şekilde bir milletvekili veya bürokratın yanına gidemiyordu desek abartmış olmam herhalde.
Orhan ÖZTÜRK'ü İskilip için bir şans olarak görenlerdenim. Lakin İskilip için bol geldi. Tabi Orhan Öztürk'ün hataları olmadı değil, gerçi o hata başta Orhan beyi yanlış yönlendiren ve de yanlış bilgiler aktaran halkın ileri gelenleridir.
Kapalı bir kutu şeklinde olan bir ilçeye belediye başkanı olmak kolay bir şey değil. Daha fazla imkan ve söylemlerin hayata geçmesi için taleplerde bulunulan bir şehirden, kendi söylem, yaşam ve standartlarının azalmasını istemeyen, yeni rakip ve yeniliklerin kendi egemenliğini kıracağını düşünen bir esnaf etkinliğinin hakim olduğu bir şehre belediye başkanı olmak ve de bu egemen gücü kırarak bir şeyler yapmak hiç ama hiç kolay olmasa gerek.
Çağımızda belediyelerde profesyonelce yönetilmelidir. Halkın refahı, yaşamı, kültürel etkinliklerinin yanında belediye yönetiminde de kar zarar durumu göz önünde bulundurulmalı yeniliklerden de hiç ama hiç uzak durulmamalıdır.
Bir tanıdığım anlatmıştı. Ankara otogarında bir gün Samsun belediyesinde çalışan bir müdür arkadaşımı gördüm hoş beşten sonra hayırdır diye sorduğumda; Konya'ya gidiyorum. Orada bir makina ve yapılan bir yatırım varmış onu inceleyeceğim teferruatlı bir rapor hazırlayıp Yusuf Ziya ÖZCAN başkana sunacağım. Nerde bir şey duysa hemen ya kendi gider veya bizleri yollayıp inceletir ve Samsun'a uyacak şekilde revize ederek onu yapar.
Belediyecilik bir yarıştır,
Belediyecilik bir ekol olmaktır,
Belediyecilik tüm yatırım ve hizmetler sonrası taktir edilmek ve de övülmektir,
Belediyecilik yeniliklerin ve hizmet alanlarının bitmek tükenmez uygulama yeridir,
Belediyecilik bir aşktır, şairler o şehre şiir yazar, başkanlar ise o şehri yeniden imar eder.
Hiçbir şey yalnız olmaz. Yalnız olmadığı gibi desteksiz, talepsiz, eleştirisiz olmaz. Bu sebepledir belediye başkanlarının mutlaka ve mutlaka halk günleri düzenlemeleri gereklidir. Kendilerini anlatabilmeleri ve kendisinden hizmet bekleyenleri anlaya bilmesi için şarttır. Bu tür toplantılara bele diye meclis üyesi olan her siyasi partiden bir temsilci veya ilçe başkanları da (politika yapmamak şartıyla) katılmalıdır.
2011 yılı İskilip ini tarif et deseler söyle sıralarım gördüklerimi:
*Esnafına söz geçiremeyen bir belediye,
*Kaldırımlarında yürünemeyen bir cadde,
*Polisi olan ama trafik kuralları olmayan,
*Yolun konumu ve işlerliği göz önüne alınmadan isteyen herkesin istediği yere araç park edebildiği,
*İçerisinden geçen çaya isteyen herkesin istediği (hayvan gübresi dahil)her çöpünü dökebildiği,
*Zabıtasının varlığı ve yokluğu belli olmayan,
*Belediye tarafından şehir su şebekesine yapılan yatırımlara rağmen suyu güvenle içilemeyen,
*Temizlik işlerinin özelleşmesine rağmen şehir temizliğinin (kontrolden kaynaklanan) tam olmaması, kaldırımlarında otların bittiği, ana caddelerin yatırımının tam bitmediği ama kenar mahallelere yapılan kaldırım ve yolların bakımının da tam yapılamadığı,
*Halkının her daim piknik yaptığı yeri temiz bırakmaktan aciz olduğu,
*Disiplinin olmadığı ve sanki her şeyin normal seyrinde ilerlemesi ve yönlendirmelerin olmasına gerek duyulmadığı görüntüsü sergileyen,
*Başkanın rahatlıkla sokaklarında gezebildiği, (ama daha çok belediye ile Yapı Kredi bankası arasında yaya görüldüğü, Çorum yolunda ise arabasında görüldüğü) mesai kavramına dikkat eden, her şeyi ile şehre kendini adamış görünmeyen, yılı bitince yeniden aday olmayı düşünmeyen bir görüntü sergileyen,
*Yıllardır aynı müdürlerin hakim olduğu bu vesile ile de özellikle eğitimde fazlada bir atılımın yapılamadığı (hala okullarda milattan önce kullanılan sıralarda eğitim veriliyor, müdür bey hiç gezmez ve de düşünmez mi?)
* Metin Alkan Halk Eğitim Merkezi ile övünen,
*Hala üniversitenin nimetlerinden faydalanamayan,
*Kaymakamlığın çalışmaları neticesinde yeni yeni ekonomik getirilerinin belirtileri görünen özellikle çilekciliğin revaçta olduğu,
*Yıllardır ulaşım problemi olan, (akşam belirli bir saatten sonra sabah yediye kadar özel araban yoksa İskilip içerisinden çıkılamayan)
*Yollarına yerleştirilen ölçüm cihazının kablosunu koparırken aslında yola yapılacak yatırımı engellediğini bilmeyen,
*Yapılan yatırımları nasıl hızlandırırız, planlanan (açık cezaevi, hastane, toki) ve bekleyen yatırımların bir an önce başlanması ve yeni yatırımları nasıl çekeriz, diye kafa yorma yerine siyasi bir neden arama yoluna giden,
*Sivil toplum kuruluşları olan ama kendi aralarında İskilip için ortak hedefler oluşturup o hedeflerde birliktelik sağlayıp bir ve bütün olarak hep destek tam destek halinde hareket edeme birikim ve vizyonuna sahip olmayan sivil toplum kuruluşlarının olduğu,
*İsmiyle müsemma İskilipli Atıf Hoca'nın bin bir güçlükle mezarının taşınmış olmasına rağmen iade-i itibarı için çalışılma yapılmayan, bu değerin kabrinin bulunduğu yere bir külliye yapılması ve de ileride inanç turizmi için kullanılması fikirlerinin tartışılmadığı veya yüksek sesle dillendirilmediği,
*Kalesi olan ama kalesi bulunduğu şehre küsmüş gibi duran,
*Kral mezarlığı olan ama oda bulunduğu şehre küsmüş olan,
*Otantik mimaride ev ve çarşısı olan ama restorasyonu yeni başlamış biraz, biraz şehre gülmeye başlayan bir şehir görüntüsünde,
*Restorasyonu yapılan bölgenin ileride nasıl bir görünüm arz edeceği “plan ve proje maketi yapılmadığı için” halkta bir ilgi alaka heyecan oluşturmayan bir muamma restorasyon çalışması olan,
*Kentsel dönüşüm programı olmayan varsa da açıklanmayan,
Bir şehirdir İskilip.
Bu ve buna benzer tespitler aslında kabuğunu kırmaya çalışan bir şehrin problemleridir. Son dönemlerde kıpırdanmada yaşanmaktadır. Bu sebepledir ki sihirli bir değneğe ihtiyaç yoktur. Bu şehrin birikimlerini harekete geçirerek olması gerektiği yerlere gelmemesi için hiçbir sebep yoktur. Yeterki önce plan ve projeleri hazırlayıp şehrin en işlek yerine o maketleri koyup halkın içerisindeki umutsuzlukları kırıp herkesin bulunması gereken yerde görev ve yetkileri çerçevesinde hareket etmesini sağlayıp bir orkestra gibi ses ve görüntü arz etmesini sağlamakta yatmaktadır.
Galiba akordu bozulan bu orkestraya yeni bir şef gerek veya şu anki iyi niyetinden şüphe duymadığım ama sanki kırgın ve bitkin bir görüntü arz eden, orkestra şefinin kendisine gelmesini ilk günkü heyecan ve azimli görüntü ve çalışma azmine kavuşarak yeniden her şeyi notasına göre ses çıkarmasını sağlaması için gerekli telkin destek verilmeli ve hatta özür dilenmelidir.
Yetişen değerler kolay harcanmamalıdır.
Bu vesile ile Orhan Bey'in Numan Bey'i makamında ziyaret etmesini önemsediğimide belirtmek isterim.
Yarını bugünlerden daha güzel olacağına inandığım ve de bu şehir için çalışanların iyi niyetinden şüphe duymadığım, ama daha fazla plan ve programsız devam edilirse şehrin siluetinin bozulacağına inandığım için yaptığım tespitlerin birilerini harekete geçirmesi ve de bu hareket ve çalışma neticelerinin açıklanacağı günleri özlemle beklemekteyim.
Ben İskilip'i haksız yere idam edilen Atıf Hoca ile tanıdım, Samsun İmam Hatip Lisesinde okurken. Yıllar sonra işim gereği nimetlerinden faydalandığım bir şehir İskilip. Bu sebepledir ki bu uyarı ve tespitleri kendime bir borç bildim tüm eksikliklere rağmen.
Sürçü lisan etmiş isek af fola. 18.09.2011-İskilip
Bu Köşe Yazısını Facebookta Paylaş